“Görünmez Doktrin: Neoliberalizmin Gizli Tarihi” belgeseli, neoliberalizmin hem hayatlarımızı yöneten hem de kısıtlayan etkisini ortaya koyan etkileyici bir yapım. Peter Hutchison ve Lucas Sabean’ın yönetmenliğinde çekilen 75 dakikalık bu belgesel, çevreci yazar George Monbiot’nun anlatımıyla neoliberalizmi tüm boyutlarıyla mercek altına alıyor. Film, büyük sermaye çevrelerinin desteklediği neoliberalizmin kökenlerini, yayılışını ve bugünkü krizlere nasıl zemin hazırladığını çarpıcı görseller ve analizlerle anlatarak izleyiciye kısa bir masterclass sunuyor.
Belgesel, neoliberalizmin ne olduğunu ve nasıl işlemesi gerektiğini kapsamlı biçimde tanımlıyor. Bir ideoloji olarak neoliberalizm, rekabeti insanlığın tanımlayıcı özelliği sayan ve bireyi tüketici olarak tanımlayan bir sistemdir. Vergilerin azaltılması, sendikaların güçsüzleştirilmesi, kamusal düzenlemelerin gevşetilmesi ve kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi gibi ilkeler üzerine kurulan bu görüş, bizlere “piyasanın görünmez eli” sayesinde zenginlerin daha da zenginleşeceğini vaat eder. Monbiot’ya göre neoliberalizm, devlet müdahalesini ise “başarısızlıkları ödüllendiren” bir bağımlılık olarak gördüğü için ortadan kaldırılması gereken bir olgu olarak tanımlar. Belgesel, neoliberalizmin genellikle “özgürlük getirir” gibi sunulan bu temel savının gerçeği yansıtmadığını gözler önüne seriyor.
Neoliberalizmin tarihsel kökenleri 20. yüzyılın ortalarına dayanıyor. Belgesel, ideolojinin köklerini 1930’larda Avusturyalı iktisatçılar Friedrich Hayek ve Ludwig von Mises’in çalışmalarına dayandırıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Mont Pelerin Topluluğu gibi oluşumların desteklediği bu fikirler, 1970’lerde Keynesyen refahçılığa tepki olarak güç kazandı. Petrol krizi sonrası stagflasyon döneminde liberal politikalar öne çıkarken, 1979’da Margaret Thatcher ve 1981’de Ronald Reagan iktidara gelerek serbest piyasa ekonomisini hızlandırdı. Film, bu süreçte üniversitelerden kabinelere kadar neoliberalleştirilmiş kurumlara odaklanıyor ve düşüncenin karanlık para akışları ve think-tank’ler aracılığıyla yayılışına dikkat çekiyor.
Belgeselde öne çıkan ana argümanlar, neoliberal politikaların vaatlerin aksine topluma ağır bedeller ödettiği yönünde. Monbiot, son kırk yılda “zenginlerin daha da zenginleşip yoksulların daha da fakirleştiğini” belirtiyor; neoliberalizmin vaat ettiği “sermayenin herkesi zengin edeceği” hipotezinin çürüdüğünü vurguluyor. 1980’lerden itibaren uygulanan kemer sıkma (austerity), kamusal varlıkların özelleştirilmesi, ekonominin finansallaştırılması, sanayinin geriletilmesi gibi politikalar; ücretlerin durgunlaşması, eriyen orta sınıf, artan yoksulluk ve eşitsizlik ile nihayetinde çevresel felaketler ve toplumsal yabancılaşma olarak geri döndü. Belgesel, neoliberalizmle birlikte “sendikaların kırıldığı, ücretlerin durduğu, ekosistemlerin talan edildiği ve sosyal bağların paramparça olduğu” bir dünya resmediyor.
Film, neoliberalizmi bir “zombi doktrin” olarak nitelendirerek eleştiriyor; Monbiot’e göre bu ideoloji sadece ekonomiyi değil, insanlara ve topluma bakışımızı da şekillendiren bir moral anlatıya dönüşmüştür. Medya ve akademide az bahsedilen neoliberalizm, belgeselde “gizli bir doktrin” olarak tanımlanıyor: Monbiot bu ideolojiyi, bencil çıkar ilişkileri greviler serbest piyasacı özgürlüklerle maskelese de pratikte “kurumsal gücü sınırsız kılma isteği” olarak özetliyor. Filmin bir başka önemli noktası, neoliberalizmin “pazarın doğal hiyerarşisi” iddialarını akıllıca çürütmesidir: Sadece kurumlar özgürleşmiş, toplumun geri kalanına düşen ise “fırsat eşitliği” mitinin altında ezilmek olmuştur.
Belgesel, neoliberalizm eleştirisinin günümüzdeki yansımalarına da ışık tutuyor. 2008 küresel finans krizi, neoliberal paradigmanın sınırlarını belirgin şekilde ortaya çıkardı; devletler, batması imkansız şirketleri kamulaştırmak zorunda kalarak kriz yönetimine müdahil oldu. 2020’de Kovid-19 salgını ise neoliberal düzenin ikinci temel ilkesine darbe vurdu: Devlet acil önlemler ve sosyal politikalarla sahneye geri döndü, toplum dayanışması ön plana çıktı. Yine de pandemi sonrası neoliberal söylem geri dönse de, Rusya–Ukrayna savaşı serbest ticaretin ve küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığını gösterdi. Tüm bu gelişmeler, “ölmekte olan” neoliberalizm tartışmasını gündeme getirdi; zira dünya genelinde yoksullar daha da yoksullaşırken siyaset merkezleri eski neoliberal paradigmaları sorgulamaya başladı.
Yapım: Eat The Moon Films & Journeyman Pictures & Media Education Foundation





